
Duran Çetin
durancetin@hotmail.com
Sakarya Gezi Yazısı
13/02/2026 Sakarya Çınarların Gölgesinde, Kelimelerin İzinde Sakarya sabahı, eşim ve kızımla birlikte bizi hareketli ve
bereketli bir çehreyle karşıladı. Güne ailecek şehrin damarları sayılan
çarşıları ve caddeleri adımlayarak başladık. Adapazarı’nın o kendine has
dinamizmi, esnafın güler yüzü ve sokakların canlılığı eşliğinde bir süre
birlikte aktık kalabalığın içinde. Şehri önce yüzeysel, görünen yüzüyle
tanıdık. Ancak öğle vakti yaklaştığında benim için yolculuğun seyri
değişecekti. Sakarya’ya gelip de meşhur Islama Köfte yemeden dönmek
olmazdı elbette. Eşim ve kızımı damak çatlatan o lezzeti tatmaları için şehrin
en namlı köftecisine bıraktım. Onlar gastronomi dolu bir öğle molasına
hazırlanırken, ben ruhumu doyuracak başka bir durağa, buluşma noktamız olan
kitapçıya doğru süzüldüm. Kitapçının kapısından girer girmez, dışarıdaki şehrin
gürültüsü yerini kâğıt kokusuna ve huzurlu bir sessizliğe bıraktı. Rafların
arasında gezinirken, şehrin hafızası, yazar Fahri Tuna ile buluştuk.
Ayaküstü başlayan “merhaba” rafların arasında derin ve ufuk açıcı bir kitap
sohbetine dönüştü. Kelimelerin dünyasında kaybolmuşken vaktin nasıl geçtiğini
anlamadık. Fahri Hoca ile kitapçıdan çıktığımızda, artık bir turist
değil, bir misafirdim. İlk istikametimiz şehrin manevi kalbi Orhan Camii
oldu. Öğle ezanının huzur veren sesiyle saf tuttuk, namazımızı eda ettik.
Çıkışta, cami avlusundaki o asırlık çınarların gölgesine sığındık. O ağaçlar ki
bu şehrin geçirdiği depremleri, acıları ve yeniden doğuşları sessizce izlemiş
en yaşlı tanıklardı. Orhan Camii’nin huzurundan ayrılıp, civardaki çarşıları müzeleri,
tarihi mekanları ve ara sokakları arşınlamaya başladık. Fahri Hoca, beni bu
şehrin ruhunu en saf haliyle hissedebileceğim bir ara sokağa, samimi bir çay
ocağına götürdü. Eşim ve kızım şu an o meşhur köfteleri yerken, biz Fahri Hoca
ile alçak taburelere çökmüş, Adapazarı’nın olmazsa olmaz ritüelini
gerçekleştiriyorduk: Simit, Helva ve Çay. İtiraf etmeliyim ki; o an yediğim çıtır simidin ve ağızda
eriyen helvanın tadı, bana dünyanın en mükemmel sofrasından daha lezzetli
geldi. Çünkü katığımız sadece helva değil, Fahri Hoca’nın "Sakarya
aşkı" ile demlediği muhabbetti. Çaylarımızı yudumladıktan sonra, şehrin ana caddesine, Bulvar’a
çıktık. Fahri Hoca, bastığımız her taşı konuşturuyordu sanki. Eliyle işaret
ettiği binaların, geçtiğimiz kaldırımların sadece betondan ibaret olmadığını;
üzerlerindeki yaşanmışlıkları bir meddah edasıyla anlattı. Konu edebiyata gelince adımlarım yavaşladı. Bu caddelerde
sadece biz yürümüyorduk; Sait Faik’in insan sevgisi, Faik Baysal’ın
toplumsal gözlemleri ve daha nice yazar ve şairin gölgesi de bizimleydi. Fahri
Hoca, Sakarya’nın yetiştirdiği kalem erbabını anlatırken, bu şehrin toprağının
ne kadar bereketli bir edebiyat mayasına sahip olduğunu iliklerime kadar
hissettim. Ve sonra insanlara baktık... Fahri Hoca, caddeden akan
kalabalığı gösterip o meşhur yetmiş iki millet gerçeğini fısıldadı.
Manav’ı, Çerkes’i, Abaza’sı, Laz’ı, Boşnak’ı, Arnavut’u... Farklı dillerin,
farklı kültürlerin bu "Kardeşlik Coğrafyası"nda nasıl tek bir yürek
olup "Sakaryalı" kimliğinde buluştuğunu anlattı. Gezinin sonunda Fahri Hoca, o güne dair en kıymetli
hediyeyi, kendi yazdığı kitapları takdim etti bana. Kitapları alırken
gözlerinde gördüğüm samimiyet ve Sakarya’yı anlatma aşkı gerçekten takdire
şayandı. Akşamüzeri ailemle tekrar buluştuğumuzda, onların yüzünde
güzel bir yemeğin mutluluğu, benim ruhumda ise bir şehrin kalbine dokunmanın
huzuru vardı. Sakarya’dan ayrılırken anladım ki; ben o gün sadece bir şehri
gezmemiş koca bir hikâyeyi dinlemiştim. |
|
|
Yorumlar |
| Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |
Yazarın diğer yazıları |
| Şanlıurfa Gezi Yazsı - 16/01/2026 |
| Sabahın erken vaktinde, şehrin henüz uyanmaya başladığı o serin saatlerde samimi, içten ve güler yüzüyle Nihat Hoca bizi karşıladı. Kısa bir hoşbeşin ardından, Urfa’nın yazısız kuralını hatırlatırcasına, “Hadi!” dedi, “Önce karın doyuracağız.” |
| Batman Gezi Yazısı - 31/12/2025 |
| Önce insanlık tarihinin en eski barınaklarına (mağaralara) uğrayacak, sonra taşın mimari şaheserine (Malabadi) selam duracak ve nihayetinde modern zamanın ve petrolün şekillendirdiği Batman’ın yaşayan sokaklarına dalacağız. |
| Mardin Gezi Yazısı - 20/12/2025 |
| Ve nihayet, o geniş düzlüğün bittiği yerde, bir dağın yamacına, bir kartal yuvası gibi tünemiş o efsanevi silüet beliriyor: Mardin. |
| Midyat Gezi Yasızı - 13/12/2025 |
| Burası alelade bir yer değil; sanki usta bir heykeltıraşın elinden çıkmış devasa bir sanat eseri, bir açık hava müzesi. |
| DİYARBAKIR EĞİL GEZİ YAZISI - 05/12/2025 |
| Karşımızdaki alelade bir su değil; insanlık tarihinin başladığı, medeniyetlerin beşiği Mezopotamya’nın çorak topraklarına can suyu taşıyan kadim bir bereket kaynağı. |
| Sessizliğin Kucağındaki Tarih: Kocaköy - 27/11/2025 |
| Yolumuz bu kez Diyarbakır’ın kadim topraklarında, gürültüden ve karmaşadan uzak, kendi içine kapanmış mahcup bir güzelliği barındıran Kocaköy’e düşüyor. Şehrin kalabalığını arkamızda bırakıp ilçeye doğru yaklaştığımızda, bizi ilk karşılayan şey derin |
| DİYARBAKIR GEZİ YAZISI - 23/11/2025 |
| ğleden önce Dağkapı’dan içeri giriyorum. Güneşle parlayan Diyarbakır Surları’nın üzerinde yürümeye başlıyorum. Burası dünyanın uzunluğu ve korunmuşluğu bakımından ikinci büyük suru (Çin Seddi’nden sonra). |
| Güzel Okuldan Güzel İnsanlar Yetişti 1 - 10/08/2024 |
| Çocukken ayrıldım köyümden. Daha yaşım 1o bile olmamıştı. |
| KELAMDAN KALBE - 31/01/2024 |
| Susmak... |
Devamı |